| Suâl: Ben dînî bilgilerden
mahrûm olarak yetiştim. Dinimi doğru olarak öğrenmek istiyorum. Bir çok kitap
aldım. Kitaplarda oldukça çok farklılık var. Kur'ân meâlleri de farklıdır. Kendi
başıma doğruyu bulmam mümkün değildir. Aynı konuları hocalara sordum. Onlar da
farklı şeyler söylediler. Dinimi doğru olarak öğrenmeden ölürsem, ma'zur sayılır
mıyım? Yoksa yanlış bildiğimden sorumlu olur muyum? Cevap: Aynı ve benzer suâlleri çok kimse soruyor. Her fırka, her grup,
benim yolum doğru diyor. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
Hadîs-i şerîfte, müslümanların yetmişüç
fırkaya ayrılacakları bildirildi. Bu yetmişüç fırkadan herbiri, islâmiyete
uyduğunu, Cehennemden kurtulacağı bildirilen bu fırkanın kendi fırkası olduğunu
söylemektedir. Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki: (Her fırka, doğru yolda
olduğunu sanarak, sevinmektedir.) [Mü'minûn 53 ve Rûm 32]
Bu çeşitli fırkalar arasında kurtuluş fırkasının
alâmetini Peygamberimiz bildirmiştir:(Bu fırkada olanlar, benim ve Eshâbımın
gittiği yolda bulunanlardır.) [Tirmizî]
Peygamber efendimiz, kendini söyledikten sonra,
Eshâb-ı kirâmı da, söylemesine lüzûm olmadığı hâlde, bunları da söylemesi, (Benim
yolum, Eshâbımın gittiği yoldur. Kurtuluş yolu, yalnız Eshâbımın gittiği
yoldur.) demektir. Eshâb-ı kirâmın yolunda giden, elbette Ehl-i sünnet vel
cemâ'at fırkasıdır. Cehennemden kurtulan fırka, yalnız bunlardır. (Müjdeci
Mektûblar m.80)
Bugün çok kimse de kendilerinin Ehl-i sünnet
olduğunu söylüyor. Bu bakımdan Ehl-i sünnet i'tikâdının ne olduğunu bilmek
şarttır. Bu bilindikten sonra doğruyu, hakkı bilmek zor olmaz. İslâmiyeti işitince,
doğru olarak öğrenmek istiyene, Allahü teâlâ, bunu nasîb edeceğini va'd
buyurmuştur. (Yâ Rabbî doğru yolunu bana nasîb eyle!) diye ihlâsla, samimiyetle duâ
edene Cenâb-ı Hakkın, doğru yolunu gösterdiğini bir çok âlim bildirmiştir.
İyilerin Hâli
İyi kimselerin hâli Kur'ân-ı kerîmin çeşitli
yerlerinde bildirilmiştir. Meselâ Furkân sûresinde buyuruluyor ki:
(Allahü teâlânın kulları, yeryüzünde gönül
alçaklığı ile vakar ve tevâzu' ile yürürler. Câhiller, onlara sataşacak olursa,
bunlara [sağlık ve selâmet sizin üzerinize olsun gibi] güzel sözler
söylerler [ya'ni, büyük bir yumuşaklık gösterirler] Onlar geceleri secde ve
kıyâmdadırlar [ya'ni, namaz kılarlar]. Onlar, Yâ Rabbî, Cehennem azâbını
bizden uzaklaştır. Cehennem azâbı devamlıdır ve çok şiddetlidir. Orası şüphesiz
kötü bir yer ve kötü bir duraktır, derler. Birşey verdikleri zaman, isrâf ve
cimrilik yapmazlar. İkisi ortası bir yol tutarlar. Kimsenin hakkını yemezler. Allaha
şerîk koşmaz, O'ndan başkasına yalvarmazlar. Allahın dokunulmasını harâm ettiği
cana kıymazlar, hiç kimseyi haksız olarak öldürmezler, zinâ etmezler. Kim bunlardan
birini yaparsa günâh işlemiş olur. Kıyâmet günü azâbı kat kat olur. Orada zelîl
ve hakîr olarak ebedî bırakılır. Ancak, Allah, tevbe eden ve doğru îmân eden ve
ibâdet yapan, fâideli iş yapanların kötülüklerini iyiliğe çevirir. Allah, af ve
merhamet sâhibidir. Kim tevbe eder, amel-i sâlih işlerse Allahü teâlâya [tevbesi
makbûl ve O'nun rızâsına kavuşmuş olarak] döner. Onlar yalan yere şâhidlik
yapmazlar. Fâidesiz ve zararlı işlerden kaçınırlar. Kendilerine âyetler okunduğu
zaman, kör ve sağır değildirler [dikkat ile dinleyip emredileni yaparlar.] (Furkân
63-73). |