Selefîlik nedir?
Soru: İ'tikâdda tek mezheb, Ehl-i sünnet vel cemâ'attir. Amelde ise dört hak mezheb vardır. Son zamanlarda, selefiyye mezhebi diye bir şey çıkardılar. Selefîlik nedir?

Cevap: Eshâb-ı kirâma, tâbi'îne, tebe-i tâbi'îne selef veya selef-i sâlihîn denir. Bunların yoluna "Ehl-i sünnet vel-cemâ'at" denir.

Mezhebsizler, selef kelimesini istismar ediyorlar. (Selefiyye mezhebi, selefin yoludur) diyorlar. İmâm-ı a'zâmın, İmâm-ı Eş'ârînin, İmâm-ı Mâtüridînin yolu selefin yolu değilmiş gibi bir intiba vermeye çalışıyorlar.

Ba'zı sapıklar da çıkıp, (Peygamberiyye mezhebi) kursa, buna da bu peygamberin yoludur dese i'tibâr edilir mi? İmâm-ı Gazâlî hazretleri, Eshâb-ı kirâmın yolu olan Ehl-i sünnet i'tikâdını anlatıp, (İşte selefin mezhebi budur) buyuruyor.

İ'tikâdda mezheb tektir. Çünkü i'tikâdda ayrılık olmaz. İ'tikâdda mezhebimiz Ehl-i sünnet vel- cemâ'attır. Ehl-i sünnet fırkasının meşhûr iki imâmı vardır. Birincisi İmâm-ı Eşârî, ikincisi İmâm-ı Mâtüridî'dir. İkisinin ictihâdları arasındaki farklılık temelde değildir. Eğer farklılık temelde olsa idi, birisi Ehl-i sünnet i'tikâdından ayrı olsaydı, elbette onun i'tikâdı Ehl-i sünnet kabûl edilmezdi. Amele âit bir mezhebde farklı ictihâdlara sahip imâmlar olabilir. Meselâ İmâm-ı a'zâm ile İmâm-ı Ebû Yusuf'un ictihâdı farklı olabilir. Farklı olması, rahmet olup Hanefî mezhebine aykırı olmaz. İmâm-ı Eş'ârî ile İmâm-ı Mâtüridî arasında îmân konusunda temelde ayrılık yoktur. Hattâ biri Hanefîlerin, diğeri şâfi'îlerin imâmı demek de doğru değildir. İkisi de ehl-i sünnetin imâmlarıdır. İmâm-ı Rabbânî ve İmâm-ı Mâtüridî, hanefî mezhebine göre amel ettikleri için i'tikâdda Hanefî imâmları olarak bilinmektedir. Ebûl Hasen-i Eş'ârî de Şâfi'îye göre amel ettiği için i'tikâdda Şâfi'î imâmı olarak tanınmaktadır. Bir şâfi'î, İmâm-ı Mâtüridî gibi inansa veya bir Hanefî, İmâm-ı Eş'ârî gibi inansa Ehl-i sünnet olmaktan çıkmaz. Fakat bir kimse, amele âit bir hükümde ihtiyâçsız kendi mezhebini bırakıp, başka bir mezhebin hükmü ile amel etse mezhebsiz olur. (Hulâsat-üt-tahkîk)

Hiçbir İslâm âlimi, selefiyye mezhebi diye bir mezhebden bahsetmemiştir. Türkiye'de ilk defa emekli postacı denilen bir sapık, bu sapıklığı ortaya çıkarmıştır. İbni Teymiyyeciler, selefîyiz diyorlar. Selefîlik, vehhâbiliğin başka adıdır. Emekli postacı, selefiyye mezhebinde olduğu için Elhamdülillah diyor. Bu postacının yolundan giden ba'zı selefî yazarlar, i'tikâdda hak olan mezhebi üçe ayırıyorlar. Hâlbuki Tirmizî'nin bildirdiği hadîs-i şerîfte (Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, yetmiş ikisi Cehenneme gidecektir) buyurulurken, üç fırkaya fırka-i naciye denir mi, i'tikâdda üç tane hak mezheb olur mu? Fırka-i naciye denilen kurtuluş fırkası bir tanedir. O da Ehl-i sünnet-vel-cemâ'attir. Hadîs-i şerîfle de bildirildiği gibi, diğerleri Cehenneme gidecektir. (Hadîka)

Günümüzde mezhebsiz bir prof. bir kitap yazıyor. O zihniyetteki başka bir prof. da, mezhebsizlik üzerine yazılar yazıyor. Kaynak olarak da mezhebsiz bir profu gösteriyor. Din konusunda günümüzdeki profların yazısı hüccet olur mu? İslâm âlimlerinden nakletmiyorsa yazılarının hiç kıymeti olmaz. Meselâ mezhebsiz bir yazar, Mi'râcı inkâr edici bir yazı yazıyor. Sahîh hadîse mevzû diyor. (İnanmazsanız falanca profesörün şu kitabına bakabilirsiniz) diyor. Kendisi senet olmadığı gibi, kaynak olarak gösterdiği mezhepsiz de senet değildir.

Her gazetede, ba'zı yazarlar, bilmese de dinden bahseder. Bizim gazetede de dinden bahseden yazarlar vardır. Onların mu'teber nakle dayanmayan din hakkındaki yazıları kendi görüşleri olur. O yazılar, bizi de, gazetemizi bağlamaz.

Bir mezhebde bulunan müslüman, diğer üç mezhebdeki müslümanları kardeş bilir. Onları incitmez. Birbirlerini severler, yardım ederler. Allahü teâlâ, müslümanların îmânda birleşmelerini, emrediyor. Böyle inanmaya, Ehl-i sünnet denir. Bütün müslümanların, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi inanmaları lâzımdır. Sonradan çıkan Selefiyye veya mezhebsizlik inanışlarının bozuk olduğunu bildiren mu'teber kitaplar çoktur.

Amelde mezheblerin bir olmayıp, çok olmasının, lüzûmlu, fâideli olduğu, akıl ile de kolay anlaşılmaktadır. İnsanların yaratılışları birbirlerine benzemediği gibi, sıcak çölde yaşayanlara, bir mezhebe uymak kolay olurken, kutuplara yakın yerlerde yaşayanlara, başka mezhebe uymak kolay geliyor. Dağda yaşanlara, bir mezheb kolay iken denizcilere, bu mezheb güç oluyor. Bir hastaya bir mezheb kolay iken, başka hasta için, başka mezheb kolay oluyor. Tarlada çalışanlarla, fabrikada çalışanlar için de, bu ayrılış görülmekdedir. Herkes, kendine daha kolay gelen mezhebi seçip, taklîd ediyor veya bu mezhebe tamamen geçiyor. Mezhebsizlerin istedikleri gibi, tek bir mezheb olsaydı ve herkes tek bir mezhebe uymaya zorlansaydı, bu hâl çok güç, hattâ imkânsız olurdu. (Hadîka)